aaaa
İbrahim ÖGE
NEDEN
16 Ekim 2020 Cuma 21:30:35

Batıcılığın 1839'dan itibaren koca Osmanlı Devleti'ni nasıl "sirkteki aslan haline dönüştürdüğünü" anlatmaya gerek var mı?

Ya da 11 Kasım 1938 sonrası genç Türkiye Cumhuriyeti'ni nasıl çıkmaz sokaklara sürüklediğini? Veya devletin kurucu karakterini yansıtan "bağımsızlık ruhunun" nasıl söndürdüğünü?

Oysa Türk Devleti, bugün 101. yılını kutladığımız Sivas Kongresi'nin "Her türden mandacılığı reddeden" kararı üzerine inşa edilmişti...

Anlaşılan o ki Sivas'ta mandacılık arzusunu bastırmak zorunda kalanların canı çıkmış da huyu çıkmamış!

Sivas Kongresi'nden 44 yıl sonra Kıbrıs'taki sıkıntılı sürece dair İnönü'nün, bir Dışişleri görevlisine, "Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz... Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurdan önce sefirden öğreniyorum..." şeklinde yakınması, Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl yarı sömürge devlete dönüştürüldüğünü anlatmaya yetmez mi?

***

Peki ya siyasal dincilik?

Ne acı ki; dünden bugüne o da batıcılık gibi emperyalistlerin elinde silah olmaktan öteye geçemedi.

Son 200 yılı dikkatle inceleyecek olursak; önce İngiltere, sonra Almanya ve en nihayetinde ABD, dünyayı sömürmek için bütün dinleri kullandı.

Müslüman coğrafyalarda Alman İmparatoru Wilhelm'in "Hacı", Hitler'in "Haydar", Mussolini'nin "Musa Nili", ABD Başkanı Roosevelt'in "Gizli Müslüman" ilan edilmesinin başka ne sebebi olabilir ki?

Kıbrıs'ta "Türk Mücahitler" bağımsızlık mücadelesi verirken, İngiltere hesabına ajanlık yaptığı gerekçesiyle sınır dışı edilen Nazım'ın 'Şeyh Nazım Kıbrısi'ye dönüşümünü neye bağlamalı? İngiliz vatandaşlığına alınıp, maaşa bağlanan Nazım, neden bütün kraliyet ailesinin erkeklerini sünnetli ve gizli Müslüman ilan etmiş olabilir ki?

Veya İngiltere Başbakanlarından Tony Blair, niçin "Hafız-ı Kur'an" olarak tanıtılmıştır ki? Ya da Şeyh Nazım'ın damadı olan Şeyh Kabbani, neden ABD tarafından besiye alınmıştır ki?

Daha önemlisi "Halife" unvanlarına rağmen "Hıristiyan Garter Şövalyesi" ilan edilen veya "diz bağı nişanını" yakasına takan son dönem Osmanlı padişahları gibi, cumhuriyet döneminin devlet adamları, politikacıları, belediye başkanları aynı yoldan yürümeyi neden bir görev bilir ki? Neden İngiltere veya ABD'deki devlet destekli derin kuruluşlardan benzer ödülleri almaya devam eder ki?

***

Yine;

II. Dünya Savaşı sonrası "dünyanın patronu benim" diyen ABD'nin soğuk savaş yıllarında Sovyetleri yıkmak amacıyla "din silahına" sarılıp, Afganistan'da veya Kore'de olduğu gibi Müslümanları ucuz asker olarak kullanmasını nasıl yorumlamalı?

ABD'nin "dinler arası diyalog" ve "komünizmle mücadele" masallarıyla bizim gibi ülkelerde yürüttüğü "ince" faaliyetlere ne demeli? Avrupa, Asya ve Ortadoğu şeklinde 3 federasyondan oluşan "Tek Dünya Devleti"ni projelendiren ve Türkiye'ye de Ortadoğu İslam Federasyonu'nun liderliği görevini veren ABD'nin, bu memleketin aydınlarını, devlet adamlarını ve siyasetçilerini oltadaki balığa dönüştürmesini nasıl izah etmemiz gerekiyor? 1960'lı yıllardan itibaren birbiri ardına açılan "Manevi Cihazlanma" türünden derneklerin örtülü olarak ABD'ye hizmet etmiş olmasını nasıl yorumlamalıyız?

Bu derneklerden biri olan Komünizmle Mücadele Derneği'nin 1963'te Erzurum kurucu Şube Başkanlığını yapan Fethullah Gülen'in 53 yıl sonra kanlı bir darbe girişimine imza atacak kadar ciddi bir güce ulaşmasını nasıl izah etmeliyiz?

Ne acı ki bugünün Türkiye'sinde o malum derneklerden yetişen sayısız siyasetçi ile aydın-tarihçi-yazar-çizer hala konumunu koruyor. Dolayısıyla "Amerikancı Dinciler" bizi uğraştırmaya devam edecek gibi duruyor...

Alın size bir örnek; kurucularının "Taleplerimizin örtüştüğü noktaları vardı" şeklindeki sözleriyle ABD ile iş birliğini açıkça itiraf ettiği Yeniden Mücadele Hareketi'nin yetiştirdiği isimlerden biri olan Ahmet Taşgetiren...

Şimdilerde CFR'gillerden Ahmed'in safından atış yapan ve nedense(!) son dönemde 'sancılı halleri' kalemine yansıyan beyefendiye geçenlerde Türkgün'den Yıldıray Çiçek, "sakalını tek tek yolarlar senin" karşılığını vermişti.

Çiçek haklı aslında ah şu maske olarak kullanılan sakallar var ya! Kesilse de gerçek kimlikleri ortaya çıksa. Gerçi sakalını kesse ne olacak ki, sakalsızları bile "ağlak tonda" yapıyor yapacağını!

***

Peki 1960-1985 arası Sovyetleri yıkmak için ABD ile yapılan örtülü iş birliğinin, Sovyetlerin Gorbaçov döneminde teslim olmasıyla açıktan Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanlığına dönüşmesine ne demeli?

ABD beslemesi bölücü örgütle aynı tarihlerde kurulan silahlı rejim karşıtı dinci yapıların, PKK ile kol kola girerek şu yetim devlete saldırmasını, bu ülkenin gerçek Müslüman vatandaşlarına nasıl anlatacağız? Hatırlayın PKK ile vuruşurken şehit düşen kahraman askerlerimize bile "şehit diyemeyen" bu alçaklar, terörist cenazelerinde Türk devletine lanet okumuyorlar mıydı?

Sadece bu mu? Bugün bile sürdürülen; "Batılı istihbarat örgütlerinin uydurduğu yalan ve çarpıtılan tarihle" Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucularından bayrağına, İstiklal Marşı'ndan milli-manevi bütün değerlerine hayasızca yapılan fiili/sözlü saldırılar hangi Müslümanlığa yakışıyor acaba?

***

Daha işin "yılın 365 günü Yahudi-Hıristiyan ve Zerdüşlük şeriatını anlatan cemaat ve tarikatları" da var ama biz gelelim kendi milletinden, kendi tarihinden bi haber sol/sosyalist kesime...

1960'lardan itibaren Marks, Engels, Lenin başta olmak üzere sosyalist kuramcıların her dediğini "ayet" kabul eden, Rus, Çin ve Küba devrimleriyle ilgili bütün kitapları yalayıp yutan, kır ve kent gerillacılığını tartışmaktan yorgun düşen bu kesimin zamanla tam da Batı'nın istediği gibi kendi ülkesine yabancılaşmasına ne demeli?

1965'te üniversite öğrencilerinin kurduğu Fikir Kulüpleri Federasyonu'ndan başlayıp Dev-Genç'ten THKP-C'ye, THKO'dan TKP/ML'ye, Perinçek'in TİİKP'sine derken, parti veya küme şeklinde ilerleyen süreçte 48 parçaya ayrılan bu yapılardan (TİİKP dahil) büyük çoğunluğunun en sonunda Kürtçülüğe evrilmesini nasıl yorumlamak lazım?

Kırda kentte silaha sarılan, cumhuriyetimizin banisi Atatürk'e "faşist", "Kürdistan'ın Türkiye'nin sömürgesi olduğu, Kürtlere soykırım yapıldığı" yalan ve iftirasını açıktan dile getirmekten çekinmeyen bu çevrelerin "yoldan çıkmışlığının" Amerikancı dincilerden ne farkı vardı ki?

***

İşin bir de 1960'lardan bugüne memleketin bütün üniversitelerini teslim alan ve bu kurumlardan tek tip serbest piyasacı öğrenci yetiştiren liberal takımı var ki sormayın gitsin... Chatham House, Brooking Institute, Trilateral Komisyon, Council on Foreign Relations (CFR) ve Bilderberg Cemiyeti'ne her türlü şer örgütle işbirliğini bir şeref kaynağı kabul eden ve zihinlerinde her şey satılık olduğu için de diğer ihanet şebekeleriyle rahatlıkla yol yürüyebilen liboşlara bu ülkede neden kimse dokunamıyor?
Mesela Soros'un Türkiye'deki TESEV'inin neden kimse üzerine gidemiyor. Türkiye'yi birkaç yıl öncesine kadar bataklığın tam da ortasına çeken bu akıl neden sorgulanmıyor?

***

Bu soruları çok dillendirdim ve artık şu cevabı veriyorum:

Göbeklitepe'yi de sayarsanız 13 bin yıllık Türk yurdunda; önce kültürü ve siyasetiyle Batıcılık, ardından marjinal ve kendi tarihine düşman bir solculuk, sonrasında hortlatılan yeni Osmanlıcılık/Arapçılık, arada esen Fars rüzgarları derken, mandacılığa tapan liboşların serbest piyasa ahlaksızlığıyla çağ açıp çağ kapayan Türk milletini maalesef kendisine yabancılaştırdı. Okullarında her türlü bilginin öğretilip, sadece Türk kültürünün öğretilmediği bu memlekette biz kimiz sorusuna bile artık ortak cevap veremiyoruz...

Sahi biz kimiz?

Bu memlekette 5 dakika delikanlı olup, Türk gibi, Türk tarafından ve Türk için niçin bakılmaz/bakılamaz?

Neden Atatürk gibi Türk bakışlı yiğitlere günün 24 saati küfür edilir ve ettirilir ki?

Neden?

İletişim Bilgilerimiz

Cumhuriyet Caddesi Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak Saka İşhanı Kat1 YALOVA

0226 812 11 75 - 0532 467 81 00

burhankazmali@hotmail.com

İletişim

Hakkımızda

Künye

Sizin İçin

REKLAM SERVİSİ

yalovacizgi.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı