aaaa
M. Birol ÖZSÜMER
NERELİSİN, KİMLERDENSİN ?
18 Mayıs 2020 Pazartesi 15:14:21

Geçtiğimiz günlerde siyasetin gergin dilinin önce sosyal medyada sonra televizyon ekranlarında “tehdit dili”ne evrilişine şahit olduk.

Toplumdaki kutuplaşmanın vahametini göstermesi itibarıyla aklı başında kişileri ciddi anlamda kaygılandıran bu hadiseler bazı “temel” soruları da gündeme getirdi:

Aynı toplumun fertleri, yani ortak özelikleri farklılıklarından daha fazla olan insanlar  niye birbirlerine düşman gözüyle bakarlar?

Aynı dili konuşan, aynı kültüre sahip olan kişiler en ufak bir ihtilafta niçin birbirlerinin varlığına son vermeyi çözüm olarak görebilirler? Yaşadığı şehri bile kendi “memleketi” olarak benimseyemeyen insanların teşkil ettiği bir toplumdan söz ediyoruz. Yalova’da yaşayan Yalovalı  değil, Karamürsel’de yaşayan Karamürselli değil  İstanbul’da yaşayan İstanbulu değil. Ama elbette kendini yaşadığı yere değil doğduğu -veya ailesinin geldiği- toprağa ait hissetmesi kimsenin kişisel kusuru değil. İstanbul için konuşursak, 100 sene önce yarım milyon, 70 sene önce ise bir milyon  kişiyi barındıran bu şehrin şimdi 15 milyon nüfusu var

“Millet” aynı topraklar üzerinde yaşayan ve ortak tarihe, ortak kültüre, ortak gelecek beklentilerine sahip olan insan topluluklarının iradî olarak üyesi olmayı benimsedikleri siyasî/hukukî birlik demekse Türk toplumu için teknik anlamda “millet” demek ne kadar doğru?

Bugün bir kısmı öbür kısmını ortadan kaldırmak isteyen bir topluluğun yarın kıvançta ve tasada kaynaşmış ve kenetlenmiş bir millet haline gelmesi mümkün mü?

 

Türkiye’deki etnik farklılıkların ve hatta mezhep ihtilafının bile geniş çaplı bir ayrışmayı besleyebilecek kadar enerji üretemediğini görmenin rahatlığıyla şunu söyleyebiliriz: Türkiye’de bugün yaşanan siyasi kutuplaşma etrafındaki sosyal huzursuzluk iki temel probleme yaslanıyor. İlki mevcut siyasi konjonktür,

İkinci problem kaynağı ise Türk toplumunun özellikle 1980’li yıllardan itibaren hızlı kentleşme ile  birlikte yaşanan iç göçün ve çarpık şehirleşmenin sonucu olarak sosyo-kültürel anlamda bütünleşik olmayan bir yapıya bürünmüş olması.

Sosyal medya sayfalarında nostajik fotoğraflara bakarak “eskiden ne güzeldi” muhabbetlerine çok defa tanık oluyoruz.Yani “bizbizeyken ne kadar mutluyduk “durumu..

Bunlardan ilki kısa vadede, diğeri orta vadede izale edilebilecek problemler...

İktidar çevrelerinin 18 yıldır ellerinde bulunan iktidar imkanlarını terk etmek istemeyişlerinden kaynaklı “hırçın dil” ve son birkaç yıldır yaşanmakta olan erimeyi ve başarısız yönetimin olumsuz sonuçlarını komplo teorileriyle izah etme tutumları toplum kesimleri arasında yapay bir çatışmayı ve sağlıksız bir siyasi iletişimi besliyor.

Ancak her iki taraftaki birtakım aşırılıklara rağmen toplumun geri kalan çoğunluğunda siyasetin gerginliğine karşı soğukkanlı ve sağduyulu bir yaklaşımın mevcudiyeti de görmezden gelinemez. 

Muhalefet partilerinin iktidarın konsolidasyon yani “ safları sıklaştıralım”  politikası karşısında çatışma dilinden uzak durmaları gerektiğini nihayet anlamış olmaları da siyasi konjonktürün geleceği hakkında olumlu bir beklentinin gerekçesi olabilir.

 

Bu  problemin çözümünü bulmak bugünden yarına mümkün olabilecek bir iş olmasa da zamanın çarkının her zamankinden daha hızlı döndüğü bugünkü internet çağında toplumsal gelişmenin ve bu çerçevede Türk toplumundaki gidişatın yönü belli.

Şehirleşme, bireyleşme, dünyaya açılma, eğitim seviyesinin artışı toplumdaki sosyokültürel fay hatlarındaki olumsuz enerjiyi giderek azaltacaktır. Tabii ki bunun anlamı bir yeryüzü cennetinin kurulması  değil.  Muhtemelen gelecekte bugünkünden daha farklı ihtilaf alanları ortaya çıkacak, başka konular etrafında çatışmalara şahit olacağız ama toplumun tam ortasından yarılması endişesine yol açan bugünkü problemlerin yanında bunlar nispeten daha yönetilebilir nitelikte olacaktır.

Tarih boyunca bütün toplumların milletleşme tecrübelerinin şehirleşme süreçlerinde düğümlendiği malum. Türkiye’nin bugünkü kompartımanlaşma  ve modernleşme problemi de kırsal toplum değerlerinin şehir toplumuna intibakında yaşanan zorluklardan kaynaklanıyor. Küçük grup aidiyetlerinden büyük grup aidiyetine geçişin sancıları…

Modernleşmenin en önemli kolaylaştırıcı ve hızlandırıcısı ve sahnesi olan şehir nüfus artış oranı, yani şehre göç, Türkiye’de üç dönemde pik yapmıştır. 1950-60, 1980-90 ve 2000-2010 dönemlerinde diğer zamanlara göre şehirleşme çok daha hızlı olmuştur. Bu dönemler, Demokrat Parti, Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına ülkeyi yönettikleri yıllardır. Demokrat Parti yol, elektrik, su, makinalı tarımla, Anavatan Partisi iktidarı özelleştirmeler, otoyollar, ikinci boğaz köprüsü, beş yıldızlı otellerle öne çıktı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı ise şehir hastaneleri, büyük inşaatlar, duble yollar, köprüler, tüneller ile hatırlanacaktır.  

Bu sancıların bir süre daha süreceği anlaşılıyor. İç göçle birlikte gelenlerin adaptasyonları ikinci nesil ile birlikte belirgin hale gelmeye başlıyor. Neticede  Berlin’de yaşayan yeni nesil Türkler değiliz aynı coğrafyanın yer değiştirmiş çocuklarıyız.Hepimizin düğünleri valsle başlayıp çiftetelliyle devam edip kasap havası ile bitiyor.

Seçilen ekonomik sistem ve teknoloji elbette kendi kültür ve tarzını da dayatacaktır. Modern kurumlar ama modern düşünceler değil, modern güç ama modern amaçlar değil, modern refah ama modern (hikmet) bilgelik değil, modern eşyalar ama modern tarz (eğilim) değil. Bununla birlikte, modern yolların ve kelimelerin bu kadar kolay ve tamamen ayrılabileceği açık değildir. Doğu toplumları ileri ve modern olan Batı’nın ekonomik ve toplumsal kalıplarıyla birlikte değer yargılarını ve yaşam tarzlarını benimseyerek modernleşecektir. Yani, ‘Batının bilimini, teknolojisini alalım, ama kültür ve sosyal hayat tarzını dışarda bırakalım’ düsturunun gerçek hayatla telifi kâbil olmamıştır.

Alt kimlikleri kucaklayan bir üst kimliğin güçlenip bu yolda işlev görebilmesi için öncelikle şehirlileşme süreçlerinin tamamlanması gerekiyor. 

Kişilerin aidiyet duydukları cemaatlerin, aşiretlerin, etnik ve hemşeri derneklerinin  kendilerine yüklediği bağlardan kurtulmaları ve birey olarak vatandaşlık haklarının farkına varmaları üst kimlik değerlerinin güçlenmesine, bu da şehirleşmenin bütün unsurlarıyla gerçekleşmesine bağlı. Keza demokrasinin işlerliği de buna bağlı. 

Toplumsal gelişmenin doğal akışı er ya da geç önündeki engelleri aşıp kendi yoluna devam ettiği takdirde yarınki kuşaklar önceki kuşakların kimlik ve aidiyet problemlerinden daha az etkilenecek ve toplumsal rollerin algılanışında küçük grup aidiyetleri daha az belirleyici olacaktır. 

Dolayısıyla “Modernleşme ve milletleşme süreci” şimdikinden daha sağlıklı ve kültürel olduğu kadar politik/hukuki bir zeminde gelişme imkânı bulacaktır.

Bugünkü tablo olumlu değil elbette ama Türkiye’nin geleceğinden ümit kesmeyi gerektirecek kadar karanlık bir tablo da değil. Dişimizi sıkıp engelleri aşmak için çaba göstermeye devam etmek zorundayız. 
 

 

İletişim Bilgilerimiz

Cumhuriyet Caddesi Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak Saka İşhanı Kat1 YALOVA

0226 812 11 75 - 0532 467 81 00

burhankazmali@hotmail.com

İletişim

Hakkımızda

Künye

Sizin İçin

REKLAM SERVİSİ

yalovacizgi.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı