M. Birol ÖZSÜMER
 DEVLETİN VALİSİ OLUR MU? 
27 Haziran 2019 Perşembe 13:33:34

 DEVLETİN VALİSİ OLUR MU? 

Seçim  sürecinde ,  Ord u  Valisi  ve ı  E. İmamoğlu arasında yaşanan bir gerginlik var. 

Bir protokol tartışması… 

 B enim takıldığım mesele başka; şu  “devletin valisi”  lafı, saçma sapan bu laf valilerin hükümetin değil de devletin emrinde kamu görevlileri olduğunu ima ediyor,  baştan aşağı yanlış bir ifade, zaten tüm memurlar, vali de müsteşar da, genel müdür de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na bağlı devlet memuru. 

 Türkiye'nin idari ve mali mimarisi   “Merkezi hükümet” ve “Yerel yönetimler”  şeklinde tasarlanmıştır. 

Devlet kurumlarının, idari ayırımların iktisadi mantık temellerini araştırmazsanız, bu tür yanlışlar, mesela  “devletin valisi”  kaçınılmaz oluyor. 

Devlet dediğimiz kurumun  yegane  işlevi kamu hi zmeti üretmektir. 

Kamu hizmeti ise, en genelinde, basitleştirerek yazıyorum, ikiye ayrılır: Ulusal kamu hizmeti ve yerel kamu hizmeti. 

Ulusal kamu hizmeti milli savunma, eğitim, sağlık, adalet, diplomasi gibi hizmetler; eğitim, sağlık gibi hizmetler yerele de bırakılabilir, teorik bir sakıncası yok ama bizdeki uygulama bu, eğitimi, sağlığı merkez üretiyor. 

Ulusal kamu hizmetinin özelliği bu hizmet üretildiğinde faydalarının ülke topraklarının tümüne yayılması 

Yerel kamu hizmetleri ise çöp toplama, kent içi ulaştırma, itfaiye, kanalizasyon gibi hizmetler; bunların özelliği ise üretildiklerinde faydalarının yerel bir coğrafya ile sınırlı olmaları. 

Seçilmiş belediye başkanının (yerel devlet) yegane görevi bu yerel kamu hizmetlerini üretmek, dağıtmak ve finanse  etm ek, ki bu son konu bizde çok eksik . Çünkü yerel yönetimlerin vergi salma yetkileri bizde yok. 

Ankara’nın (merkezi devletin) görevi ise ulusal kamu hizmetini üretmek, dağıtmak ve finanse etmek; başka bir ifade ile de şöyle söylenebilir: Ankara ulusal kamu hizmetinin merkezi üretim fabrikası, illerde ise Ankara’nın ürettiği bu kamu hizmetlerinin acenteleri var, bu ulusal  hizmeti İstanbul’da, Yalova’da , Diyarbakır’da, Edirne’de vatandaşa dağıtılıyor, bu acentelerin isimleri de  “il müdürlükleri”,  il sağlık müdürlüğü, il milli eğitim müdürlüğü gibi. 

Vali de, DEVLETİ DEĞİL, Ankara’yı, yani merkezi devleti temsilen illerde bu acentelerin üretim ve dağıtım işlerini koordine eden hükümet temsilci si. 

Devlet demek kamu hizmeti üretimi demek  ise,  ki öyledir, merkezin ürettiği kamu hizmeti ile yerelin ürettiği kamu hizmetinin birlikteliği devleti verir. 

Bu çerçevede yerel ile merkez arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur, tamamlayıcılık ilişkisi vardır. 

Ulusal kamu hizmeti yerel kamu hizmetinden daha  “önemlidir”  anlayışı baştan aşağıya yanlıştır, Allah göstermesin, eviniz yanarsa, itfaiyenin ürettiği yerel kamu hizmetinin diplomasiden daha az mı, çok mu önemli olduğu tartışması komik olur. 

Vali, beğenelim, beğenmeyelim, doğrudan hükümetin (merkezi devlet) adamıdır ve normal, doğru olan da budur. 

Devletin valisi olmaz zira valilik kurumu devletin sadece merkezi ayağını temsil eder, devletin yerel kamu hizmeti ayağı ile ilgili yani yerel devlete ilişkin bir işlevi yoktur.  

Şimdi   bununla  ilgili diğer   konuya geçelim : 

Büyükşehir belediye başkanlığı seçimleri dolayısıyla adayların, seçmenlerine verdikleri  “fakir ailelere gelir desteği”  sözlerine bakınca, galiba ihtiyaçlar yeni tür belediyecilik doğmasına sebep oluyor dedim.  “Sosyal belediyecilik”  kavramı eskiden de vardı. Ama yeni vaatler bunu da aşar hale geldi. Belediyeler, adeta merkezi hükümetin  “sosyal sorumluluklarını”  üstlenir hale geldi.  

Yani yukarıda yazdıklarımıza ek  olarak ; çöp  toplama ve çöplük yönetme, itfaiye, işyeri ve esnaf denetimi, parklar-bahçeler inşa etme ve bakma, sokak hayvanlarını denetim altına alma, cenaze kaldırma ve mezarlık hizmeti sunma, kamusal alanları işgal edenlerle mücadel e benzeri   “basit(?)”  işlerle   fazlaca ilgilenmeyecekti,  a nlaşılan belediyeler bundan böyle  “makro ekonomik”  mesele lerle yani işsizlik   ve pah alılıkla   m ücadele edecektir.  

Zaten Yalova Belediye Başkanı’nın da  şikayeti  bu yöndedir. 

 Milletlerin zenginleşmesi için, iş bö lümü yapmak  şartt ır.  Bu iş bölümü, sadece bireyler değil, kamusal kurum ve kuruluşlar arsında da elzemdir. Aksi takdirde kaynak israf olunur.  

Soru şudur: Halka vergi salma tekeline sahip, merkezi hükümetin faaliyet alanı nerede bitmekte, yerel yönetimlerinki ner ede başlamaktadır?  

 Kamu yönetiminde icraat,  “Halkın parasını halk için harcama”  demektir. Bu tanım, vatanı savunmak için ordu beslemekten tutun, tohum ıslahına kadar her faaliyeti kapsar. Çünkü her faaliyet parasal kaynak tüketir. 

 Dolayısıyla, fakirlere yardım gibi ulvi olanlar dâhil herhangi bir hizmeti üretecek kamu kuruluşunun (belediye diye okuyun) bu hizmeti üretmek için dolaylı veya dolaysız olarak  “halkın cebine el atması”  şarttır. Dış ve iç borçları da sonunda halk öder. 

Fakat bizdeki sistemde  yerel yönetimler bu işi ihaleyi kazanan  müteahitlerin  cebine el atarak çözmekte ama yapılan işin maliyeti ve kalitesi olarak bedeli de halk ödemektedir. 

 Tekrar söyleyeyim  Türkiye'nin idari mimarisi  “Merkezi hükümet” ve “Yerel yönetimler”  şeklinde tasarlanmıştır. Maliyesi de buna paraleldir. Merkezi hükümet halka vergi salma  “tekeline”  sahiptir. Merkezi hükümetin  “yerinden yönetim”  birimleri  “valilikler ”  dir . Parasal açıdan %100 merkeze bağlıdır.  

Özal döneminde mali açıdan kısmen özerkleşen  “yerel yönetimler”  yani belediyeler de hâlâ, parasal kaynaklara ulaşma bakımından merkezi hükümetin vesayeti altındadır. Mesele, Türkiye'nin mevcut  “kamu maliyesi”   mimarisinin, ye ni  idari   yapısına  uygun olmamasıdır.  

Başkanlık sistemi ile ilgili olarak idari sistemde de reform yapmak ihtiyacı vardır. 

 

 

 

 

İletişim Bilgilerimiz

Cumhuriyet Caddesi Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak Saka İşhanı Kat1 YALOVA

0226 812 11 75 - 0532 467 81 00

[email protected]

İletişim

Hakkımızda

Künye

Sizin İçin

REKLAM SERVİSİ

yalovacizgi.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı