M. Birol ÖZSÜMER
BİZLER VE ÖTEKİLER
7 Nisan 2019 Pazar 16:29:28

BİZLER VE ÖTEKİLER

Seçimler bitti ama tartışmalar sürüyor. Geçtiğimiz hafta İstanbul’daki seçim tartışmaları bağlamında epeyce gündeme geldi. Muhtemelen görmüşsünüzdür: Yerel seçimlerin hemen ertesi gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la sohbet eden bir grup partili kadın CHP’li adayın İstanbul’a belediye başkanı seçilmesinden duydukları rahatsızlığı yüksek sesle dile getiriyorlar. Hatta cumhurbaşkanı bunları sakinleştirmeye çalışıyor. “İtirazlarımızı yapıyoruz, bundan bir sonuç çıkmasa bile topal ördek olacak, her istediğini yapamayacak” gibi sözler söylüyor, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nu kastederek.

 

Kadınlar memnun oluyor, “inşallah inşallah” diye coşkuyla karşılık veriyorlar Erdoğan’ın sözlerine. Ancak  içlerinden biri hepsinden daha heyecanlı. “Topal ördek” sözüyle de teskin olmuyor. “Benim eşim belediyede memur, biz bunlara hizmet edemeyiz” diye feryat ederek seçim sonuçlarından yakınmasını sürdürüyor.

 

Kişisel bir tutumun veya özel bir yaklaşımın değil, toplumun geniş bir kesiminde egemen durumda bulunan bir zihniyetin ifadesi var sözlerinde bu hanımefendinin. Üstelik yalnızca belirli bir partinin taraftarlarına veya belirli bir toplum kesiminin mensuplarına has olmayan, Türk toplumunun büyük çoğunluğunun paylaştığı bir zihniyetten bahsediyorum. Onun için önemli, üzerinde durulması gereken sözler bunlar.

 

En başta, belediyede görev yapan -yani yasal bir sözleşme çerçevesinde emeğinin karşılığında ücret alan ve esas itibarıyla yasalara karşı sorumlu olan- bir memurun belediye başkanının “şahsi hizmetkarı” gibi algılanması, belediye başkanının da senyör/toprak ağası konumunda görülmesi anlamına geliyor.

 

Haddizatında toplumun büyük çoğunluğunun anayasal anlamda yönetme yetkisi almış olan herkese, belediye başkanına da cumhurbaşkanına da aynı rolü verdiği malum. Bugün Yalova Belediyesinde çalışan bazı personelin sosyal medya paylaşımlarına bakarsanız aynı zihniyetin hem de çok daha ilkel tezahürünü görürsünüz. .

 

 

Demek ki millet, devlet, toplum, vatandaşlık gibi modern kavramların toplumsal zihniyetteki karşılığı modernlik öncesi zamanların anlayışına göre şekilleniyor. Bunun sebebi kimlik ve aidiyet algımızın güncellenememiş olması. Çünkü soy birliği, hemşerilik gibi modern öncesi aidiyet referansları yerine vatandaşlık ve milli kimlik aidiyetlerinin benimsenmesi için belirli bir sosyolojik aşamaya ulaşmak gerekiyor.

Nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan ve feodal ilişkilerin az çok devam ettiği bir ülkede modern anlamda bir toplumdan söz edilemezdi zaten. Yani Türk modernleşme tarihinin erken safhalarında görülen çatışma ve gerilimlerin daima kimlik siyaseti ekseninde su yüzüne çıkması tesadüf değil.

Örneğin yaşadığımız yerde birçok hemşeri derneklerinin mantar gibi çoğalması hepimizin dikkatini çekiyor.

 

Düşünün bir  Kastamonulunun, Rizelinin, Diyarbakırlının  ortak yaşadığı yer ile ilgili ne gibi farklı beklentileri olabilir? Belediye hizmetleri bellidir, bütün vatandaşlar da hiçbir ayırıma tabii olmaksızın bu hizmetten yararlanıyorlar. Fakat fiiliyatta tam tersi bir durum var. Meclis listeleri yapılırken hemşerilik ve etnisite gözetilerek liyakat göz ardı ediliyor.

 

 

Her ne kadar 1950’li yıllardan itibaren yaşanan köyden kentlere göç sürecinde giderek kır nüfusu azalıp şehir nüfusu artmış olsa da şehir nüfusunun söz konusu plansız göç ve çarpık şehirleşme dolayısıyla sosyo-kültürel anlamda şehirli niteliği taşımaktan uzaklaşmış olması ayrı bir problem. Yalova şehir oldu ama  içinde Muşlular, Giresunlular, Tonyalılar gibi mahaller barındırıyor. Hatta son zamanlarda Iraklıların, Suriyelilerin,İranlıların bile mahalleleri oluştu.

 

Yani kırsal nüfusu göçle şehirlileştiremediğimiz yetmiyormuş gibi geçmişteki şehir nüfusu da nitelik kaybetti bu süreçte.

 

Zihniyetle ilgili bir diğer problem kaynağı da bizde vatandaşlık haklarının kazanılmış olmayıp bahşedilmiş olması. Yani modernleşmenin bütün ayakları gibi politik/anayasal modernleşmenin ve demokratikleşmenin de “yukarıdan” başlatılmış olması. Toplumun ihtiyacı ve talebinden değil, yönetenlerin Avrupa’nın sosyokültürel özelliklerine sahip olma gereğine ilişkin düşüncelerinden kaynaklanmış olması.

 

Oysa Avrupa tarihinde şehirleşmenin temsil ettiği modernleşme süreci ticari etkinliklerin gelişmesine paralel olarak iktisadi bir ihtiyaç olarak vatandaşlık haklarının geliştiği ve bireylerin bu anlamdaki hukukları adına mücadele verdikleri bir süreçtir. Siyasetin manası da bu mücadelenin konusundan ibarettir. Sözgelimi İngiltere’de yoksullar, emekçiler çoğunlukla işçi partisine, hali vakti yerinde olanlar muhafazakâr partiye oy verirler. Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da da öyledir.

 

Bizdeki nispeten varlıklı kesimin “sol” partiye, emekçi kesimin “sağ” partiye oy verme eğilimi tamamen çözülememiş kimlik meselemizin tezahürüdür.

 

Ve bütün bu nedenlerden dolayı  bir ve bütün bir  millet olamıyoruz. Bizi birleştiren ortak bir Türkiye ve ortak bir Yalova idealimiz yok.

 

Aynı heyecanla kutladığımızı sandığımız 29 Ekim,23 Nisan,19 Mayıs demek ki hepimizde aynı kıvancı uyandırmadığını da son yıllarda üzülerek anladık..

 

 Ülkemizdeki seçimlere katılım oranının yüksekliği de demokrasiye olan inancımızın bir göstergesi olmaktan ziyade devleti yönetme yetkisinin “bizden olmayanların” eline geçmesine engel olmaya yönelik bir refleksin ifadesi. Bu da toplum haline gelememiş olmamız, milletleşme sürecinin ilk basamaklarından yukarıya bir türlü çıkamayışımız gibi sosyolojik problemlerle ilgili bir durum…

 

Politikacıların deyimiyle “Seçimde olan seçimde kalır “ diyerek bir dahaki   seçime kadar  her şeyi  unutmak herhalde en kolayı.

İletişim Bilgilerimiz

Cumhuriyet Caddesi Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak Saka İşhanı Kat1 YALOVA

0226 812 11 75 - 0532 467 81 00

[email protected]

İletişim

Hakkımızda

Künye

Sizin İçin

REKLAM SERVİSİ

yalovacizgi.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı