M. Birol ÖZSÜMER
MUHACİR
10 Eylül 2018 Pazartesi 16:28:59

MUHACİR

Rus işgali altındaki Kuzey Kafkasya’dan 1850’li yıllar itibarı ile Osmanlı topraklarına sürülen veya hicret eden Müslümanların sayısının 1 ile 2 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor.

O dönemde Anadolu’nun nüfusu –müslimiyle gayrimüslimiyle- ne kadardı?

12  - 13 milyon

Öyleyse bu nüfusa, onun yüzde 5’i ilâ yüzde 10’u nisbetinde bir Kuzey Kafkasyalı muhacir nüfusu eklendi.

Bu, 80 milyon nüfuslu günümüz Türkiye’sine 4 ilâ 8 milyon muhacirin gelmesi gibidir; hem de kalıcı olarak.

 

Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i işgali (1878) üzerine yüzbinlerce Boşnak da Anadolu’ya hicret etmişti.

Sonra, 1912’deki Balkan Harbi faciası üzerine, Evlâd-ı Fatihan Türklerle beraber yüzbinlerce Arnavut…

“Suriyeliler niye kendi ülkelerinden kaçıp bizim ülkemize geliyor? Kendi ülkelerinde kalıp savaşsalar ya!” diyenler o zamanlarda yaşasalardı, belki Boşnaklar ve Arnavutlar için de aynı şeyi söyleyeceklerdi.

Şimdi Yalova’da bazılarının dediği gibi “burada kafelerde nargile tüttüreceklerine kendi memleketlerinde savaşsınlar”…..

Halbuki o nargile kafelerde ülkede “bedelli askerlik” için sıra bekleyen 357bin 350 gencimiz var..

Ya da bu muhacirlerin taşınmaz derecede ağır bir ekonomik yük ve katlanılmaz derecede büyük bir sosyal tehdit teşkil ettiğini de ileri süreceklerdi belki…

Ülkeye çalışmak için gelmiş sayıları yüzbinleri bulan Rus, Ukraynalı,Ermenistanlı olanları gözardı ederek….

Boşnaklar ve Arnavutlar Anadolu ahalisi ile aynı devletin tebası oldukları -aynı devletin sınırları dahilinde yer değiştirdikleri- için herhalde bu tür argümanlara pek itibar edilmezdi.

Kuzey Kafkasya’dan gelen hicret dalgasında ise durum farklıydı; orası Osmanlı ülkesinin dışındaydı, Dağıstanlı, Çerkes ve diğer Kuzey Kafkasyalı muhacirler Osmanlı tebası değildi.

Neyse ki, o hicret dalgasını, bugünkü ‘Suriyeliler dışarı!’ kampanyası gibi bir ‘Kafkasyalılar dışarı!’ kampanyasıyla karşılayan siyasi hareketler yoktu o zaman.  

Olsaydı ve bunlar hedeflerine ulaşsaydı, hem Kuzey Kafkasyalı muhacirler mahvolacak, hem de Anadolu Müslümanları   hayatî derecede mühim bir nüfus ve dolayısıyla asker takviyesinden mahrum kalacaktı.

Balkanlı muhacirler gibi Kuzey Kafkasyalı muhacirler de “Türkiye”yi mümkün kılan ‘tahkimat’ın bir cüzünü ifade ediyor.

 

2018 yılında Almanya’nın kabul ettiği çoğunluğu Suriyeli ve Iraklı olan yeni mülteci sayısı 1.5 milyonu geçti.

Türkiye’deki sığınmacı sayısının 4 milyona yaklaştığı düşünülünce sayı az gelebilir.

Ama Almanya’nın sığınmacılara iş, barınma ve eğitim olanağını kapsayan mülteci statüsü verdiğini, yani hayatın içine dahil ettiğini düşünürsek bu sayının büyüklüğünün hakkı teslim edilir.  Ama özellikle de kabul edilen bu mültecilerin Almanlara kültür, din, yaşam tarzı olarak hiç benzemediğini, bunun sindirmenin güçlüğü hesaba katılırsa...

Almanlardan çok bize benzeyen Suriyeli mültecilere karşı bakışta halk arasında muhafazakarından solcusuna pek bir fark yok.

O yüzden MHP’li, CHP’li, AK Partili belediyeler Arapça tabelaları indirmekte birbirleriyle yarışıyor. Hatta HDP’liler İdlip’in “teröristlerden temizlenmesi”nden bahsederken kendileriyle çeliştiklerini hissetmiyorlar.

Popüler şarkıcılar Suriyelilere olan nefretlerini açıkça dillendirmekten çekinmiyor.

En son gezi protestolarına destek vermiş muhalif bir bankacı İstiklal Caddesi’ni “mahveden pis kokulu Araplar”dan şikayet etti ve bunun ırkçılık olmadığını dahi söyledi.

Hep övündüğümüz imparatorluk kültürü artık çok geride kalmış bir hatıra. Uzun yıllardır birbirine benzeyen kaynaşmış bir kitle olarak yaşayan, farklılıkların bastırıldığı ve görünmez olduğu bu toplumun farklılıklara tahammül çıtası çok düşük artık.

Çoğunluğu kaybetme korkusu hala müşterisi çok olan bir korku.

Çoğunluğu mülteci olan bir ülkede hafızalarımızdan mültecilik silinmiş, muhacirler kendi başlarına gelen ayrımcılıkları unutmuş, yeni gelenlere nefret bir nevi ev sahibi olmanın alamet-i farikasına dönmüş.

Bunun üzerine bir de geleneksel Arap “tiksintisi”, bazı kesimler için Esad’la kurulan laik ve mezhepsel bağlar da eklenince Suriyeli mülteci karşıtlığı milli bir spor haline gelmiş durumda.

Her geçen gün mülteciler konusunda düşmanlık daha rahat dillendiriliyor. Merkez medyada ve siyasette temsil ediliyor. Şehirlerde küçük meselelerden büyük çatışmalar çıkması ise an meselesi.

Merhamet  kavramı diğer birçok kavram gibi toplumumuzun  unuttuğu bir değer haline gelmiş..

"Paylaşmak deyince de aklımıza Face ve Instagram'dan yapılan paylaşımlar geliyorsa"

Hem de nereden geldiğimizi unutarak…

İletişim Bilgilerimiz

Cumhuriyet Caddesi Rüstempaşa Mahallesi Huzur Sokak Saka İşhanı Kat1 YALOVA

0226 812 11 75 - 0532 467 81 00

[email protected]

İletişim

Hakkımızda

Künye

Sizin İçin

REKLAM SERVİSİ

yalovacizgi.com Tüm hakları saklıdır, Sitemizin tasarımı ve içeriği T.C. yasalarınca tescil ile korunmaktadır

Copyrights 2013 @ Türkiyemix Şehir Portalı